idesbas_logo
İdesbas Menemen Serbest Bölgesi
İdesbaş Menemen Serbest Bölgesi

Başkanın Mesajı
İdesbaş
Menemen Serbest Bölge
  Avantajları
  Gerekli Dökümanlar
İdesbaş
  Anadolu'da Dericilik Kitabı

Duyuru ve İlanlar
Bize Ulaşın
Kullanışlı Linkler
Kullanma suyu değerleri



bayrak
 
 

ANADOLU'DA DERİCİLİK

 

İlk insanın, günümüzden bir buçuk milyon yıl önce Afrika'da, Tanzanya Bölgesi'nde, Oldoway çukurunda ( Oldoway Bay ) bulunduğu bilgilerimiz arasında yer almaktadır. O zamandan bu zamana yaşamak için beslenmek zorunda olan insan, örtünmek için de deriyi kullanagelmiştir.

Otuz binli yıllarda doğada var olan taş ve ağaçlara elleriyle biçim vererek alet elde eden insanlar, aynı tarihlerde ateşi de kullanmışlardır. Araştırmacılar, barınılan mağaraların girişlerinin kapatılması amacıyla avlanmış hayvan derilerinin asıldığını; yanan odun ateşinden çıkan duman organik asit, aldehit, ketonlardan oluştuğu için, asılmış derilerin bu dumanla kısmen tabaklandıklarını bize aktarmaktadırlar. Yine yirmi binli yıllara tarihlenen mağara duvar resimleri de bize, avcı pozisyonundaki insanların üzerlerinde deri eteklerin, pantolonların bulunduğunu göstermektedir.

Anadolu'da-Türklerde Dericilik     

Deri işlemenin diğer adları tabaklama, debagat, sepilemedir. Anadolu; Mısır ve Mezopotamya uygarlılarına koşut deri işlemede İlkçağ'a değin uzanan bir geçmişe sahiptir. Anadolu'da yaşayan çeşitli uygarlıklar yüzyıllar boyu deriyi öldürülmüş hayvandan yüzmüşler; ayak ve üst giyiminde, ev gereci olarak, müzik aleti, hayvanın koşum takımı vb. birçok alanda kullanmışlardır. Bununla ilgili yine ilk bulgulara Çatalhöyük'te rastlanmaktadır.

1071 yılında Anadolu'yu yurt belleyen Türkler de Orta Asya'dan deri işlemeyi bilmekteydiler. Altay Dağlarındaki Pazırık Kurganı'ndan çıkan mezar buluntuları; Türklerin, deriyi işlemeyi bildikleri konusunda günümüze bilgi ulaştırmaktadır.

Bugün Anadolu toprakları üzerinde gittiğimiz yerleşim yerlerinde karşımıza bir 'Tabakhane Deresi', 'Tabaklar Cami', 'Tabakhane Mahallesi', 'Debbağhane Çarşısı', 'Tabaklar Hamamı' kesinlikle çıkar.

1958 yılında yapılan bir sanayi sayımına göre ülke genelinde 434 motorlu, 1543 kara tabak toplam 1977 adet deri işleyen imalathaneye rastlanmıştır. Fatih Sultan Mehmet'in, 1453'te İstanbul'u almadan önce kurduğu, bugün Tuzla'ya taşınmış olan Kazlıçeşme Bölgesi en ünlü deri işleme merkezimizdir. İzmir'de, 1990'lı yıllarda kapanarak Menemen'deki Serbest Bölge'ye taşınan deri sanayicilerinin Yeşildere'si, Kazlıçeşme denli adı duyulmuş diğer bir bölgedir.

Özellikle Osmanlı İmparatorluğu döneminde İstanbul Kazlıçeşme ile birlikte; Uşak, Safranbolu, Manisa, Denizli önemli deri işleme bölgeleridirler. Cumhuriyet'in ilk yıllarında Bolu Gerede, Bursa, Bursa Mustafakemalpaşa, Isparta, Isparta Yalvaç, Niğde Bor, Balıkesir Gönen, Çanakkale Biga ve Ezine, Manisa Kula-Salihli-Akhisar, İzmir Bergama-Tire-Menemen, Antakya, Tokat, Erzurum, Aydın Nazilli-Karacasu, Adapazarı, Aydın Kuşadası, Şanlıurfa, Malatya, Gaziantep, Adana önemli deri işleme merkezleri olarak karşımıza çıkar.

Ekonominin getirdiği zorlamalarla, sanayinin yarattığı kirlilik, fiziki koşulların yetersizliği gibi nedenler dericilerin, 1990'lı yıllardan itibaren organize sanayi bölgeleri yapılaşması bünyelerinde toplanarak üretim faaliyetlerini sürdürmelerini zorunlu kılmıştır.

1990'lı yıllar, kara tabaklığın bitip sanayileşmenin yoğunlaştığı, aynı zamanda bitmiş deri ürün dışsatımında dışpazar paylarının elde edilmeye başlandığı yıllardır.

Modern makinalarla ayakkabı yüzlük-astarlık, giysilik (kürk dahil), döşemelik küçükbaş ve büyükbaş hayvan derisi işleyen Türk deri sanayicisi; 1990'lı yıllarla birlikte Fransa, Hong Kong, İtalya ve İstanbul'da düzenlenen önemli ihtisas fuarlarında büyük başarılar elde etmiştir. Bu açılımın sonucu olarak deri sektörü, aynı zamanda Türkiye'nin dışsatımında lokomotifini oluşturan sanayiler sıralamasında ilk ona girmiştir.

Deri işlemenin bu uzun tarihsel süreci içersinde insanoğlu deriden ayakkabı yapmasını da bilmekteydi. Yine Anadolu'nun geçmişine baktığımızda ayakkabının çeşitli uygarlıklar döneminde kullanıldığını, Hititler'de ise uzun burunlu çizmelerin adeta simgeye dönüştüğünü görmekteyiz. Debbağlığı Anadolu coğrafyası üzerinde kasabalar düzleminde yaygın kılan Türkler, kunduracılık mesleğinde de daima ilerde olmuşlardır. Cumhuriyet'in başında Osmanlı'dan devralınılan Beykaz Kundura Müessesesi'nin sahip olduğu ayakkabı koleksiyonu, başta topkapı olmak üzere çeşitli müzelerde karşımıza çıkan yakkabı örnekleri Türklerin kunduracılık alanındaki üretimlerini ortaya koyan güzel örneklerdir.

Deri bir serüvendir.

Bir biçimde öldürülmüş hayvandan yüzülerek elde olduktan sonra işlenmiş derinin kullanımına baktığımızda karşımıza yine insanoğlunun ilk varlığından bu yana bir serüven çıkar. Bu, derinin yaşadığı serüvendir. Günümüzde derinin işlenmesiyle ilgili tarihsel bilgileri içeren kitapların, binlerce yıllık serüvene karşın hayli geç yayımlanmış olması ise düşündürücüdür. Bugüne değin deriyle ilgili süreli yayımların dışında son zamanlarda Necdet Sakaoğlu-Nuri Akbayar'ın "Deri'nin   Anadolu'da Bin Yıllık Öyküsü", Hasan Yelmen'in "Kazlıçeşme'de Kırk Yıl" ve "Türk Dericiliği 2400 Yaşında", Lütfü Dağtaş'ın "Anadolu'da Dericilik" adlı kitapların yayımlanmış olması bu bakımdan büyük bir kazançtır. Belimizdeki kemerden, cebimizdeki cüzdana, mobilyamızdaki döşemelikten ayağımızdaki ayakkabıya, Osmanlı'nın nişangâhından kalkanına, yiyecek kabı olarak kullanılan tuluktan, soframıza lezzet katan tulum peynirine deri işlevselliği ile bu serüvendeki yerini almıştır.

 

 
 
 
 


Ana Sayfa | Site Haritası | Bize Ulaşın | English | Italiano

Tel: +90 232 8426751 E-Posta: info@idesbas.com

Copyright © 2002 İdesbas A.Ş. Her hakkı saklıdır.

Üretim Netport